Hacıkılıç Mahallesi

Yansiklopedi sitesinden
Atla: kullan, ara


Hacıkılıç Mahallesi - (Hasan Sami Bolak'ın kendi mahallesi hakkında yazdığı kitabının kapağı)

Gayserili şair Hasan Sami Bolak'ın, doğup büyüdüğü mahallenin adı. Yazar, bu eserinde Hacıkılıç Mahallesi, Baruthane sokağı Nu.14' doğduğunu; o dönemde mahallede henüz elektrik olmadığı için:

Nişadır eriyiğine bataryalı radyolarının kullanılmış pilinden çıkarttığı grafit kömürü ve babası görmesin diye kapılarının üstünde bulunan çinko sundurmanın arka kısmında kestiği çinko parçasını da kullanıp yaptığı Löklanşe piline bağladığı bisiklet lambası ampülü ile evlerini azıcık da olsa aydınlattığını yazıyor.. Sobadan da önce "iskembi" denilen bir düzenekle ısındıklarını, evlerinin damının 21 direk üzerine tahta ve toprakla örtülü olduğunu, bahar aylarında damın akmasını önlemek için silindirik taş yuvakla yuvaklandığını (toprağın sertleştirilmesi) belirtiyor. Baruthane mahallesi isminin Hacıkılıç Camii yanında bulunan ve eskiden barut üretilen bu yerden aldığını anlatan Bolak; virane haline gelmiş Baruthane'nin arka duvarında açılan yıkıntıdan içeri girerek burada güherçile (Sodyum nitrat) bulduğunu ve odun kömürü (gilamada-üzüm çubuğu) ile güherçile ve kükürdü karıştırarak kara barut yapıp, daha 14 yaşında "bebe" iken yaptığı oyuncaktan çevirme tabanca ve su borusundan yaptığı tüfeğinde bu barutu kullandığını fakat karıştırdığı maddelerin oranını bilmediğinden yeterli patlama gazına ulaşamadığını yazıyor ve: "Alın size bu üç maddenin oranını" diyerek, okuyucularına kara barut imali hakkında da formül veriyor.

8-9 yaşında “ze’ruş olmak”

Hacıkılıç Mahallesi, Baruthane sokak, 14 numaralı evde daha 8-9 yaşında iken kendi yaptığı "çakma" içki ile nasıl "ze'ruş" olunduğu, kitapta aynen şöyle yer alıyor:

  • Evimizin ayakcaklarının bende öyle bir hatırası var ki, ne o hatırayı ne de o hatıranın varlığına sebep olan mekanı unuturum!

Sigara tiryakisi olan babam “İzzet Usta” Ramazan aylarında tiryakiliği yüzünden ev ahâlisinin en geçimsizi olurdu. Anası, yani Biyanam (babaannem, büyükannem) Ramazan öncesi ve sonrası “karşılama” ve “gönderme” adı altında galiba üçer oruç daha tutardı. Oruca anamın da iştirak ettiğini hatırlıyorum. Her cuma Kur’an okuyan, beş vakit namazını saptırmayan babam ise, anasının teklifine karşı çıkar ve:

“-Ana, bana karışma, ben sigara tiryakisiyim, fazla oruca dayanamam; ramazanda atsın topunu, alsın orucunu!” derdi.

İşte bu “topun atıldığı ve orucun tutulduğu”, tiryakiliğin de doruğa çıktığı saatlerde babam mutfağa girerek “avrat işine karışır”, salata yapardı.. Mutfağın çok dar oluşu yüzünden, anam veya büyükanam, babama kızarlar, O’nu mutfaktan kovmaya çalışırlar.. Derken ağız kavgaları başlar ve evin padişahı, orta direği Biyanam babama:

-Ulan, dayanamıyorsan ye.. Sanki benim için tutuyon, (tutuyorsun), avrat işine ne garışıyon, defol git başımızdan, diye çıkışırdı.

İşte öyle günlerden birinde, ben ayakcakta otururken, mutfaktan “biyanamın” babama çıkıştığını duydum:

-Lan oğlum, salataya o kadar sirke dökülür mü, ahâliyi zeruş “ideceksin”!

İşte bu:

-Ahâliyi zeruş “ideceksin”! sözü kulağıma öyle bir saplandı ki; “demek ki sirke zeruş (sarhoş) edermiş dedim kendi kendime ve o ayakcaklarda öyle bir hınzırlık düşündüm ki, ömür boyu etkili oldu:

Ertesi gün bir “Kıranardı gazozu” şişesi aldım ve içine; sirke, gilaboru suyu, pekmez, tuz, toz biber doldurup, “tam zeruş edecek” bir içki yaptım ve akranlarımdan iki arkadaşı da kandırarak, o devirde şehir merkezine oldukça uzak sayılan, şimdiki Büyükşehir Belediye binasının bulunduğu yere gittik. Orada, hâlen rayların bulunduğu eski trenyolunun yanında söğütler vardı ve o raylara paralel, bahar yağmur ve kar erimelerinden oluşan suların mevsimlik olarak aktığı küçük dere etrafındaki yeşillikte (çayırlarda) üç kafadar “zeruş olmak için” kafa çekecektik.. Davet eden ben olduğum için ikram olsun kabilinden, şişeyi arkadaşlarımdan birine uzattım.. Korku ve ürküntü dolu gözlerle şişeden hüpleyerek “bir fırt” çektiği ile ağzındakini püskürttüğü bir oldu.. Sıra ikinci kurbanda idi: O da aynen, çektiği fırtı etrafa püskürtüp “emaneti sahibine iade” etti..

El içinde söz vermiştim, ölmezsem olmazdı: Bir elimde şişe, öbür elimle de her ikisini şöyle bir;
-Çekilin lan! gibisinden iterek, kendi elimle yaptığım kokteyli (o zamanlar kokteyl kelimesi henüz, en azından benim literatürümde yoktu!) tepeme diktim ve sanırım bir solukta şişenin yarısını içmiş oldum....

Ağzımın acımasını, mideme kramplar girmesini, eve nasıl geldiğimi (getirildiğimi) ... Hâsılı, sonrasını hatırlamıyorum..Kendime geldiğimde babaanneme yalvarıyordum:

-N’olur babama söyleme, yoksa beni öldürür!
Böyle çok önemli bir “suç”u babamın duymaması mümkün değildi... Ama, o akşam ve daha sonraki akşamlarda babamın beni cezalandırması korkusu ile hep diken üstünde oldum.. Şimdi merak ediyorum: babam, oğlunun kendi eliyle yaptığı içkiyi içtiğini biliyor muydu, yoksa babaannem sırrımızı saklamış mıydı?

Mahallesi için kitap yazan adam

Türkiye'nin Gayseri Vilayeti'nin Hacıkılıç Mahallesi'nde oturan Hasan Sami Bolak namlı zat, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'nin çok özel ricaları ve de minneti ile Hacıkılıç Mahallesi isimli oldukça kalın bir kitap yazmış ve Başkana, :al sana kitap, beni etti bitap, telifini isterim ahbap, demiş.. Başkan bu istek karşında ne mi demiş? Gülmüş ve... Bir daha, Bir daha, Bir daha gülmüş! Beş kuruş olsun, telif ücreti vermemiş, iyi mi?

Türkiye'nin, aruz vezni ile şiir yazan, yaşayan tek şairi: Hasan Sami Bolak

Hasan Sami Bolak, Türkiye'de, aruz veznini kusursuz olarak kullanabilen, yaşayan tek şairidir. Şiirlerinde, veznin verdiği ahenk ve lirizm ön plandadır.. İşte o şiirlerinden örnekler:

ÖLÜMSÜZ


Geceler dursa, sürüp gitse doyumsuz öpüşün

Yine kanmaz dudağım, ben sana açlık duyarım

Uzatır ömrümü, bir yan bakışın, bir gülüşün

Seni dünyama ışık, gönlüme aysın sayarım.


Bana işkence verir göğsüne bir gül takışın

Boşa geçmiş sanırım ömrümü, ben senden uzak.

Büyüler gözlerinin gölgesi, baygın bakışın

Gülüşün can suyu, sevgin ise görkemli konak!


Yüreğim senle kıpırdar, sana mahkûmdur elim

Göremezsem seni bir gün, o gün öksüz olurum

Seni ben böyle yürekten seviyorken güzelim

Nice yıllar yaşarım, belki ölümsüz olurum!


HASAN SAMİ BOLAK


---


GÜLÜ SOLMAZ SANILAN BAHÇE


Gülü solmaz sanılır bu ömür bahçesinin,

Ebedi susmayacak nağmesi, bülbül sesinin!


Ne kadar sürse hayatın sonu bir gün gelecek

Yeniden başlayan her şey yine bir gün bitecek,


Bitecek sevgilinin tatlı ılık merhabası,

Bitecek, bahçede gül goncasının naz havası.


Azalır belki sanıp, gönlümüzün gamlarını

Boşa bekler dururuz ilkbahar akşamlarını..


Ne hayâller avutur gönlü, ne tozpembe saray;

Veremez gençliğimin hazzını sarhoş dolunay!


Bulanık ufkumuz artık... sona gelmiş gibiyiz

Namazın vakti yakın... gitgide elmiş gibiyiz!


Hani canlar, hani can yoldaşımız sevgililer?

Ne bu dünyâlara gelmiş, ne de gitmiş gibiler.


Görünüp, beş para etmezliği dünyâ malının

Giderek anlaşılır kıymeti zeytin dalının!


Yaşarız ömrümüzün sendeleyen günlerini

Derin özlem duyarak... yad ederek, dünlerini.


Kocamış gönlümüzün duygulu yağmurları az,

Yumulan gözleri artık geceler korkutamaz!


Getirir fermanı bir gün ecelin zâlim atı

Ve güneş battı mı başlar gecenin saltanatı!


Bir ömür öyle hayâllerle avuttun ki beni;

Seni hâin, seni zâlim ve sefil dünya seni!


Koyacak noktayı, bardaktaki zemzem suyudur

Doğuyorsan öleceksin, kaderin hükmü budur!


HASAN SAMİ BOLAK